11. Ekonomi ve Lojistik Zirvesi, “Global Krizler Çağında Lojistik: Tedarik Zinciri Ekosisteminde Dönüşüm ve Küresel Rekabet” teması ile başladı. Zirve kapsamında düzenlenen “Küresel Kriz Çağında Türkiye’nin Lojistikteki Stratejik Rolü: Fırsatlar, Sorunlar ve Çözümler” başlıklı bir oturum gerçekleştirildi. FIATA Başkanlık Divanı Üyesi Turgut Erkeskin’in moderatörlüğünü yaptığı oturuma Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Ulaştırma Hizmetleri Düzenleme Genel Müdür Yardımcısı Hasan Boz, UTİKAD Başkanı Bilgehan Engin, TÜRKLİM Başkanı Hamdi Erçelik ve UTİKAD eski Başkanı Emre Eldener katıldı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Ulaştırma Hizmetleri Düzenleme Genel Müdür Yardımcısı Hasan Boz, yaptığı konuşmada, lojistiğin ekonominin can damarı olduğunu söyledi. Lojistiğin, işler yolunda giderken farkına varılmadığını ama yokluğunda çok fark edilen bir sektör olduğunu belirtti. Hasan Boz, Pandemi, Rusya-Ukranya Savaşı, Süveyş ve Kızıldeniz Krizi ve Hürmüz Boğazı Krizinin lojistik sektörüne yönelik etkisi hakkında konuştu.
Pandemide lojistik sektörünün durmadığını ve dijitalleşmenin daha da önem kazandığını ifade eden Hasan Boz, Rusya-Ukranya Savaşı’nda geleneksel Kuzey Koridorunun güzergahında ciddi kesintilerin yaşandığını söyledi. Rusya-Ukrayna Savaşı sürecinde Türkiye üzerinden transit taşımalarda ve transit ticarette belirgin artış olduğunu anlatan Boz, Orta Koridorun öneminin arttığını vurguladı.
Süveyş ve Kızıldeniz Krizinde ise alternatif güzergah arayışlarının hız kazandığını anlatan Boz, şu an yaşanan Hürmüz Boğazı Krizi sonrası petrol fiyatlarında önemli artış olduğunu vurguladı. Hürmüz Krizi sonrası da alternatif yollarının önemininin arttığını belirten Boz, Orta Doğu’ya yönelik karayolu taşımalarında önemli artış olduğunu sözlerine ekledi.
TÜRKLİM Başkanı Hamdi Erçelik, liman sektörünün her yıl yüzde 2 civarında büyüdüğünü söyledi. Küresel ticarette yeni gerçekliğin verimlilik kadar dayanıklılık olduğunu belirten Hamdi Erçelik, “Bugün lojistik denklemi: En düşük maliyet kadar akışı kesintisiz sürdürebilmek de kritik önemdedir” dedi.
Türk limancılığında ölçeğin büyüdüğünü söyleyen Hamdi Erçelik, şimdi rekabet üstünlüğünü kapasite kalitesinin belirlediğini belirtti. Erçelik, sektörün bir yeşil dönüşüm içinde olduğunu söyledi.
UTİKAD eski Başkanı Emre Eldener ise yaptığı konuşmada mevcut şartları da dikkate alarak Türkiye’nin konumunun yeniden değerlendirmek gerektiğini ifade etti. Emre Eldener, şirketlerin tek bir ülkeye, tek bir kaynağa ve tek bir lojistik koridora bağlı olarak çalışmasının zor olduğunu ifade etti. Eldener, son dönemde Hürmüz Boğazı Krizi sonrası Orta Doğu’ya yönelik karayolu hacimlerinin arttığını belirtti. Hattın çalışmaya devam edeceğini öngördüklerini belirten Eldener, herhangi bir konuda alternatif yaratmanın çok önemli olduğunu sözlerine ekledi.
UTİKAD Başkanı Bilgehan Engin ise yaptığı konuşmada, AB’nin sürdürülebilirlik politikalarının Türkiye’nin hem mal hem de hizmet ihracatındaki rekabetçiliğini doğrudan etkileyeceğini söyledi. AB’nin 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını 1990 seviyesine göre yüzde 55 azaltmayı hedeflediğine işaret eden Engin, bu dönüşümün Orta Koridor’dan Kalkınma Yolu’na, lojistik altyapı yatırımlarından taşıma sistemlerine kadar geniş bir alanı etkileyeceğini belirtti.
Türkiye’nin lojistik maliyetler, jeopolitik riskler ve yükselen sigorta maliyetlerinin üzerine bir de karbon kaynaklı ek maliyetlerle karşılaşmaması gerektiğini söyleyen Engin, yeşil dönüşümün Türkiye açısından bir maliyet unsuru değil, rekabet avantajına dönüştürülmesi gerektiğini ifade etti. Engin, 2030’a kadar atılması gereken en somut adımlardan birinin lojistik sektöründe ortak ve uluslararası kabul gören bir karbon emisyonu ölçüm mekanizması oluşturulması olduğunu söyledi. Teknolojinin lojistik sektörünün dönüşümündeki rolüne de değinen Engin, yapay zekânın önümüzdeki dönemde sektör üzerinde çok daha belirleyici olacağını ifade etti.
Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesi açısından kötü bir noktada olmadığını belirten Engin, bundan sonraki temel ihtiyacın farklı teknolojilerin ve lojistik sistemlerin ortak platformlarda entegre edilmesi olduğunu söyledi.
2030’a kadar gerçekleştirilecek yatırımların bu perspektifle ele alınması gerektiğini belirten Engin’e göre Türkiye’nin lojistikteki stratejik konumunu kalıcı bir rekabet avantajına dönüştürmesinin yolu; ölçülebilir karbon emisyonu, güçlü dijital altyapı, taşıma modları arasında kesintisiz entegrasyon ve Avrupa’nın yeşil dönüşüm hedefleriyle uyumlu bir lojistik sistem kurmaktan geçiyor.